YAŞAM

"Gözüyle Değil, Yüreğiyle Gören" Bir Garibanı Son Yolculuğuna Uğurladık: Kör Mehmet

Pişkin'in satırları, bir garibanın, bir emekçinin ve bir gönül insanının dokunaklı portresini tüm anıları ile birlikte yeniden şekillendi.

Abone Ol

Can Radyo Yönetim Kurulu Başkanı Necmi Pişkin, geçtiğimiz gün hakka yürüyen ve herkesin sevdiği Niğde'nin değeri olan "Kör Mehmet" lakaplı Mehmet Bilgin için kaleme sarıldı. Pişkin'in satırları, bir garibanın, bir emekçinin ve bir gönül insanının dokunaklı portresini tüm anıları ile birlikte yeniden şekillendi.
İşte o yazı:

"Garibanımız Mehmet Bilgin'in Ardından
"Bir garip öldü diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin..."

Şükürler olsun ki bizim Mehmet'imizin ölüm haberi üç dakikada duyuldu, sıcak su ile yuyuldu ve yüksek bir katılımla toprağa koyuldu.
Rabbim rahmetiyle muamele eylesin. Gerçekten Bor'un çok sevilen garibanlarındandı. Tanımayan, sevmeyen yok gibiydi. Haksızlığa uğrasa sesini çıkarmaz boynunu bükerdi.Hiç kimseyle husumeti olmadan yaşadı ve gitti.
Tam bir emekçiydi. Ekmeği için hayatı çalışmakla geçti. Hamallık, tarım işçiliği, at arabacılığı, fırınlarda hamur yoğuruculuk ve ekmek pişiricilik gibi her işte çalıştı. Alın terinin ekmeğini yiyen bir kardeşimizdi.

Müthiş bir Müslüm Gürses ve Neşet Ertaş hayranıydı. At arabası lastik tekerlekli, Mercedes jantlı, epeyce "faça"ydı. Arka tozluklarında Müslüm Baba'nın türkü sözleri itina ile yazılıydı: "Vefasız Alem", "Kalleş Dünya", "Güldür Yüzümü" gibi.
Bildiğim kadarıyla üç oğlu, iki kızı vardı. Adını Müslüm koyduğu bir oğlu bir haftalıkken vefat etmişti. Bir diğer oğluna ise Neşet adını koymuştu.

"PAŞA CAMİSİ'SİNİ GÖREMEZSEM "

Yeri gelmişken bir anımızı paylaşmak isterim.
Yıl 2012, Eylül. Niğde, Nevşehir, Kırıkkale, Kırşehir ve Aksaray illerimizin birlikteliğinden oluşan Ahiler Kalkınma Ajansı'mızın bölge toplantısı için Kırşehir'de bulunuyorduk. Kaldığımız otelde toplantıya ara vererek merhum Neşet Ertaş'ın cenaze törenine katılma kararı almıştık. Dönem Başkanımız Fahri Eker ve diğer başkanlarımızla topluca cenaze töreninin yapıldığı Ahiler Meydanı'na geçmiştik.
Mahşeri bir kalabalık vardı. Bir ara Fahri Eker başkanımla, meydanın arka taraflarında bulduğumuz bir çay bahçesine çay içmek için girdiğimizde, bizim Mehmet, 7-8 yaşlarında adı Neşet olan oğluyla oradaydı. Etrafında 8-10 kişiyle sohbet ediyordu. Bizi görünce sevinci görmeye değerdi. Meğerse bizim Mehmet, oğluyla geceden yollara düşmüş, otostopla sabaha karşı Kırşehir'e varmış. Zorluklarla geldiklerini anlatınca çok duygulanmıştım.
Cenaze töreninden sonra Mehmet'imizi ve oğlunu da yanımıza alarak kaldığımız otele döndük. Akşam yemeği açık büfe olup çeşit boldu. Ben, Mehmet çekinir, her istediğini alamaz düşüncesiyle yardımcı olmak istedim. "Rahatına bak Pişkin abiyem, ben ne alacağımı, ne yiyeceğimi bilirim," deyince gülüşmüştük.
Otelde sigara içmek için terasa çıktığımızda, diğer vilayetlerin başkanları ve misafirlerin ilgi odağı olmuştu. Kısaca onlara Mehmet'in Neşet hayranlığını, yanındaki oğlunun adının Neşet olduğunu ve otostopla geldiğini söyleyince, bizim Mehmet'in cebine el atmayan kalmamıştı.
Fahri Eker başkanım o gece Niğde'ye dönmek durumundaydı. Ben Mehmet'e, "Bu gece başkanın odasında kalın, yarın beraber döneriz," dediğimde, "Pişkin abiyem, ben Paşa Camisi'ni görmezsem buralarda kalamam," deyince, Fahri başkanım yanına alarak Harım Mahallesi'ndeki evine kadar bırakmıştı.

"İŞİNİZ DÜŞTÜ MÜ MEHMET BEY ; RAMAZAN 'DAN SONRA 'LA KÖR MEMED DERSİNİZ.!"

Bizim gariban Mehmet, uzun yıllar Zorlu Ekmek Fırını'nda çalışmıştı. Özellikle ramazan ayında iftara doğru müthiş bir yoğunluk yaşanırdı. Pişiricilik yapan Mehmet'imize tüm müşteriler kibar davranır, "Mehmet Bey" diye hitap ederlerdi. Mehmet ise, "He hee, işiniz düştü mü Mehmet Bey; ramazandan sonra 'la kör Memed' dersiniz!" der, serzenişte bulunur, gülüşmelere neden olurdu.
Dediğim gibi, Mehmet'imizi sevmeyen, takılmayan yok gibiydi.

KIRMIZI MURAT VE MÜSLÜM BABA KASEDİ

Yine kısa bir anımızdan bahsedeceğim. 1985 yılında, 51 AL 633 plakalı, epey süslü, kırmızı bir Murat taksiyle Bor'da taksicilik yapıyordum. Mehmet o zamanlar sanırım 17-18 yaşlarındaydı. Sırf arabamda merhum Müslüm Baba'nın kasetini dinlemek için, arabamı hemen durağımızın karşısında bulunan Yeni Hamam Okçu Çeşmesi'nde iç-dış bir güzel yıkar, oradan durağa kadar sürerek getirmekten son derece mutlu olurdu.
Geçtiğimiz gün Mehmet'imizi Bor Paşa Camisi'nden ebedi istirahatine yolcu ettik. Havanın çok soğuk olmasına rağmen çok kalabalık bir cemaat vardı. En çok dikkatimi çeken ise, cami imamımız Ömer Hoca üç kere "Nasıl bilirdiniz?" sorusuna, tüm cemaatin çok yüksek bir sesle "ALLAH RAHMET EYLESİN!" demesiydi. "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" diye sorduğunda ise, yine çok yüksek bir sesle "HELAL OLSUN!" demeleri tüm cemaatin dikkatinden kaçmadı.

SON SÖZ

Güle git Mehmed'im.
Bütün bir Bor'un seni ne kadar çok sevdiğine şahit oldum.
Rabbim de seni sevdiğine inanıyorum.
Biz senden razıydık. Rabbim de razı olsun.
Sen de bizlere hakkını helal et.
Ruhun şâd, mekânın cennet olsun."

...

2011 yılında Borhaber.net sitemizde yayınladığımız

"Motosiklet ve Memet ; Bor klasiği" haberimiz için tıklayın

{ "vars": { "account": "UA-18872786-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }