Zavallılığımız

.

Abone Ol

Her sabah gün ışığıyla uyanarak başlıyoruz, kendi hayat mecramıza.

Elimizde piyangodan çıkmış gibi har vurup harman savurduğumuz 24 saat.

Nasıl olsa yarında var diyerekten bozuk para misali harcadığımız saatler ve onların birleştirdiği günler.

Her an ölümle burun buruna yaşadığı halde, ne zaman karşılaşacağını bilmeksizin hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşayan biz garip insancıklar.

Hele ki çağımız hız tuzağının farkında olmaksızın varlığımızı adadığımız, evrendeki yeri bir toz zerreciği dahi olmayan dünya dediğimiz yaşam alanımız.

Dijital içerik platformlarının,

Popüler medya şaklabanlıklarının,

Bunlarla donanmış sosyal ağların dayatması ve baskısıyla hamur gibi yoğrulan kişiliklerimiz…

Düşünmeye, üretmeye, sorgulamaya yönelip insana dair insani olanı keşfedip yaşamına katması gerekirken,

Tüketmeye, benzeşmeye ve mühim olma egosunun dayatmasıyla, biçare olan benliğimiz.

Baskın moda trendlerinin; genç durun, genç kalın gibi fiziki görünümü putlaştıran ve zamanı yok saymanın sahte verilerine tutsak düşmüş algılar.

Tüm bunları; İdeolojik Yönlendirme, Norm inşası ve Bilinç Mühendisliğiyle şekillendirip,

Görünürde çeşitlilik ve özgürlük kisvesi altında istediği şekilde yönlendiren,

İşine geleni tek yönlü hakikat olarak sunan,

Duygu istismarı ve baskıcı duyarlılık hegemonyasıyla zihinlerimizi iğfal eden küreselci dünya bakışı…

Var oluş hamurumuzun genetik kodlarından mıdır bilmiyorum lakin…

Mutlak, değişmez, sonsuz ve sınırsız olan isteme arzumuz…

Hiç ölmeyecekmiş gibi ayakta duran hırslarımız,

Ve nihai sonda,

Toprağın altına kendimizle gömülen ve hesap gününü bekleyen,

Zavallılığımız…

{ "vars": { "account": "UA-18872786-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }