.

Belli bir yaşa gelince "hatıra duvarları" kalınlaşıyor.

Bu, "Mücadele azmi azalıyor," anlamına gelmez. Tam tersine hatıraların yüklediği anlama /"Ahde Vefa"ya sarılarak "istikamet belirlemeyi" ifade eder.

İşte o hatıra duvarlarımızın günümüze yansımaları veya günümüz meselelerine araladığı kapıları iyi okumak gerekir.

Biz, 1987-1997 yılları arasında üniversite okumuş ve Türk Milliyetçiliği mücadelesine omuz vermiş kuşağa "Doksan Kuşağı" dedik.

Bunun bir sebebi var. Görmediğimiz ama iliklerimize kadar hissettiğimiz "12 Eylül Öncesi" mücadele - Her ne kadar bazıları o döneme başka anlamlar yüklemeye çalışıp geçmişini inkâr etse de- nasıl ki bir "Varlık" ve "Kimlik İnşası" şeklinde ifade ediliyorsa 12 Eylül sonrasında da "Yeniden Diriliş ve Direniş" mücadelesini "Doksan Kuşağı" vermiştir.

Peki "Neyin mücadelesini, nasıl verdiler?"

Elbette ilk yapılan "yeniden teşkilatlanmak ve fikrin tekamülünü sağlamak" oldu.

Bu, hiç de kolay olmadı.

"Ülkücü" olduğunu söylemeyi bırakın ima etmek bile en hafifiyle yalnız kalmanız için yeterliydi.

Devamını anlatmak ise mübalağasız bir kitap hacmini kaplar.

Tenkitler, tehditler, karakollar, sürgünler...

Saymakla bitmez o kuşağın yaşadıkları...

Peki neden hatırlattım bu "Doksan Kuşağı"nı?

O kuşağın en genci 45 yaşında, kimisi de 55'in üstünde...

Teşkilat şuuru, bilgi ve birikimleri, kabileyetleri, topumsal karşılıkları yüksek olan bu kuşak günümüz meselerine nasıl bakmaktadır?

Üzülerek belirtmek zorundayım ki çok parçalı bir durum söz konusudur.

Her birinin kendince sebepleri olsa da hiç bir sebep Türk milletine, Turk Milliyetçiliğine sadakatle hizmet etme düşüncesinin önüne geçmemelidir.

Daha önce bazı sorulara kısa değerlendirmeler yapmıştık.

Yeniden kısa hatırlatmalar yaparak "hatıra duvarları"mızın; yolculuğumuza işaret taşı olması, yeniden yeni bir şevk ile mücadeleye devam edilmesi temennisiyle bir kaç hususu aktarmak istiyorum.

Arzumuz odur ki "söz" sadece bir kaç kelam olarak kalmasın. Herkes nasibine düşeni alsın:

1. Türk milliyetçiliği düşünce sisteminde FİKRÎ mücadele asla göz ardı edilemez. Fikir, Türk milliyetçiliği mücadelesinin omurgasıdır.

2. Türk Milliyetçiliği mücadelesinde teşkilat önemli bir yere sahiptir. Burada "Sadece bizim teşkilatımız," düşüncesi sivil toplum yapılanması mantığına uygun değildir. Türk milliyetçiliği düşüncesindeki sivil yapılanmaların kendi alanlarında çalışmalar yapması oldukça kıymetlidir. Ayrıştırmak, ötekileştirmek toplumdan da kopmaya sebep olur.

3. Türk Milliyetçileri, politik değerlendirmelerin ötesinde; önceliğini Türk milletinin, Türk devletinin, Türk vatanının müdafaası ve yüceltilmesine vermelidir.

4. Önüne gelenin dilediğini hain ilan etmesi anlamsız bir garabettir. Türk milletine hizmet etmiş her fert değerlidir. Çünkü Türk milliyetçilerinin gayesi "Bütün Türklerin Milliyetçi" bakışa sahip olmasıdır. Üstelik bunlar, Milliyetçi/Ülkücü Hareketin içinde mücadele eden isimlerse ve aynı şuur ile mücadele ediyorsa sahip çıkılmalı; vefat etmiş ise şahs-ı manevisine saygı duyulmalıdır.
Çözüme yönelik eleştiriler titizlikle ele alınmalı, yapılandırıcı yaklaşımlar ciddi bir kıymet görmelidir.

5. Asla vazgeçmeden; "Türk için, Türk'e göre, Türk tarafında" yer alınmalıdır.
Bunu yaparken de "beklentili politika" yaklaşımlarına tevessül edilmemelidir.
Millî şuur ile aynı inanç ve kararlılıkla hareket edilmelidir.

6. Ülkücülüğü bir "Yaşam tarzı" olarak gören ve bunu "eyleme dönüştüren" FİKRÎ KADRO HAREKETİ ile gerçekçi, samimi, fedakâr; aynı zamanda toplumun beklentilerine meşru, milli çözümler sunabilen şahsiyetçi, toplumcu yaklaşımlara ihtiyaç vardır.

7. Milliyetçi mütefekkir sorumluluğu, "Ne derler?" basitliğine düşmeden "tarih, toprak ve topum" için yazmayı/hareket etmeyi/harekete geçmeyi gerektirir.