.

Hal hatır sormaların içtenliğini geçtim, ortalama selamlaşmanın nimet olarak algılandığı bir çağın gönül fukaralarıyız maalesef.

Zengin görünen lakin manevi boşlukla kara delik haline gelen insan ruhumuzun parça pinçik edildiği günümüz zamanının, samimiyet dilenen insanlarıyız artık.

Hatırı en az 40 yıllık bir zaman dilimine denk kahvelerimizi bile ağız tadıyla içemiyor,

Hatırı olanın hatırını, bir su birikintisi bile olsa en küçük çıkar çatışmamızın çamuruna bulamaktan çekinmiyoruz.

Evde içilen kahvelerimizi dışarıda içilen kahvelere dönüştürüyor,

Metabolizmamızı hızlandıran,

Odaklanmamamızı artıran,

Hücresel sağlığımızı koruyan bu antioksidan koyu sıvıya yüklediğimiz anlamlardan da kopuyoruz.

Bedenimizi uyandıran kahveyi toplumsal dolaşımın ana damarı olacak şekilde, harekete geçiriyoruz.

Yaşam zorlayıp, zaman aktıkça ev ile iş arasındaki boşluğa inşa edilen Starbucs denen zamane mabetlerinin, uzun oturmalı sahte mekanlarında görünür olup, sosyal medya pozlarının perdelerinde kendimize sahne arıyoruz.

Bir kahve içimi bile olsa; beni görün, beni tıklayın diyoruz.

Dışarıda içilen kahvenin görünürlüğüne tav oluyoruz.

Oysa evde içilen kahve görünürlüğümüzü desteklemez.

Eksik olan ruhumuza artı katmaz, tadı değildir önemli olan.

Önemi bağlamındadır.

Kahve;

Hakikati içine döküp kelimelere katmadan bile olsa, sana yine o kahveyle yarenlik edene,

Gönlünü açmanın yudum yudumluk sıcaklığıdır.

Her yudum karşındakine;

Güvendir, dostluktur, ehemmiyettir.

Her doğum nasıl ki ölümün doğuşuysa,

Kahve telvesi de doğuştaki paylaşımdır, dinginliktir.

Nasıl ki hayat ileri doğru yaşanıp, geriye doğru anlaşılırsa,

Kahve de 40 yıllık hatırı özümsenecek bir tat olmanın dışında,

İnsani olanın yine insanla hemhal olmuş dostluğun,

Efsunlanmış halidir,

Ve 40 yıllık hatır,

Zerre bile değildir…