.

“Tarih, geçmişin aynası; geleceğin tarağıdır.” demiş atalar. Ancak atalarından bihaber kimi gazeteciler ataların bu sözünden de habersiz olsa gerek ki Tıpkı Akif’in:

“ Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?” dediği hâle düşmüşler yaptıkları/yaptırıldıkları Çin gezisiyle.

Tarihten, coğrafyadan, tarihî hakikatlerden ve güncel durumdan uzak bu sözde gazeteciler eğer Bilge Kağan’ı bilseydiler, ya da Orhun Yazıtlarını okusaydılar daha titiz olurlardı.

"Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak halkları bu şekilde kendilerine yaklaştırırlarmış. Yakına yerleştikten sonra da asıl kötülüğü orada düşünürlermiş. ... Çinlilerin tatlı sözlerine, yumuşak ipeklilerine kanıp Türk halkından birçoğunuz öldünüz! Türk milleti, aldanırsan öleceksin!"

Bu ifadeler Kül Tigin Yazıtı'nda, taşın Güney yüzünün 5, 6, 7 ve 8. satırlarında detaylıca yer alır. Kül Tigin Anıtı, ağabeyi Bilge Kağan'ın ağzından yazıldığı için bu konuşmayı doğrudan Bilge Kağan yapar. Bilge Kağan Yazıtı'nda taşın Kuzey yüzünde de birebir benzer sözlere rastlarsınız.

Önce o yurdun adına “Sincang” diyerek en büyük hata yapılmaktadır. Çok kısa hatırlatalım bölgenin tarihsel sürecini:

“Doğu Türkistan, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve tarihte iz bırakmıştır. M.Ö. 8-3 yıllarında Sakalara, M.Ö. 300-M.S. 93 arasında Hunlara, 522-744 arasında Göktürk İmparatorluğu’na, 744-840 yılları arasında Uygur Devleti’ne, 751-870 yılları arasında Karluk ve Karahanlılar İmparatorluğu’na ve 1509-1679 yılları arasında da Saidiye Hanlığı’na ev sahipliği yapmıştır.

1863 yılında Yakup Han başkanlığında kurulan “Doğu Türkistan İslam Devleti”, Osmanlı, İngiltere ve Rusya tarafından resmen tanınmıştı. Ancak şu an Doğu Türkistan, uluslararası kamuoyunda tanınmamakta ve Çin’in boyunduruğu altında yaşamaktadır.

1876 yılında Çin-Mançu Devleti’nce işgal edilen Doğu Türkistan, 1884’te Şinciang (Sincan); yani “Yeni Toprak/Kazanılmış Topraklar” adıyla Çin İmparatorluğu’na bağlanmıştır. Doğu Türkistan halkının mücadelesi sonucu, Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti 1933 yılında Kaşgar’da kurulmuştur. Ancak çok geçmeden komünist Çin kuvvetleri ve Stalin’in ortak hamlesi ile ortadan kaldırılmıştır. 1949 yılında komünist Rus yönetiminin askeri yardımları ile Doğu Türkistan’ın kaderi Çin yönetimine terk edilmiştir. Tarihte hiçbir Çin kaynağı Doğu Türkistan’ı Çin toprağı olarak gösterememiştir.”

Tamam, tarihten habersizsiniz. Keşke gitmeden ülkemizdeki Uygur soydaşlarımızla görüşseydiniz. Ya da biraz araştırma yapsaydınız.

Mesela Dolkun İsa’nın annesinin 78 yaşında toplama kamplarında işkenceyle öldüğünü öğrenirdiniz. Veya Prof. Dr. Abdürreşit Karluk’a, Prof. Dr. Erkin Emet’e, Prof. Dr Alimcan İnayet’e, Hamit Göktürk’e Seyit Tümtürk’e ve daha nicelerine ulaşsaydınız, yıllardır aileleri ile görüşemediklerini, pek çok akrabalarının toplama kamplarında esir edildiğini, çocukların annelerinden koparıldığını birinci ağızdan öğrenebilirdiniz.

İsmail Saymaz, Özlem Gürses, Türker Ertürk falan falan hadi size daha kolay bir yol göstereyim. Adreslerinizi gönderirseniz sizlere birer tane imzalı “Yer Kırmızı Gök Siyah” kitabı hediye edeyim.

Bir bakın bakalım “Bir Yol Bir Kuşak” projesi neymiş, bir okuyun erkekleri toplama kamplarına gönderilen Türklerin kadınlarının yatağına zorla sokulan Çinli erkekleri ve “ Kardeş Aile” uygulaması nasıl bir utanç içermekteymiş.

Bir okuyun minicik Türk yavruların annelerinden koparılıp Çin asimilasyonu ile nasıl Çinlileştirildiklerini, organ mafyasına satıldıklarını…

Gencecik Türk kızlarının; vahşi Çin mahkûmları, ÇKP polisleri, askerleri tarafından günlerce nasıl tecavüze uğradıklarını…

Keşke yazılarınızda Doğu Türkistan’daki 48 maddelik – kültür, dil, din, millet kavramlarını ortadan kaldıran- yasak listesinden de bahsetseydiniz…

Keşke biraz elinizi vicdanınıza koysanız da tespit edilebilen 1200’den fazla toplama kampından ve buralarda soykırıma uğrayan 4 milyon soydaşımızı da dile getirseydiniz…

Veya biraz yayımlanan uluslararası raporları inceleseydiniz de birazcık vicdanınız sızlasaydı da:

“Çoluğunun çocuğunun gözleri önünde yediği dayaklarla sakat kalan, tecavüze ve cinsel şiddet sonucu aklını oynatan soydaşlarımızı…

Köle gibi çalıştırılıp da aç, susuz ve uykusuz bırakılan kardeşlerimizi…

Çöl ortasındaki kamplarda yazın sıcağında, bazen de kışın soğuğunda çırılçıplak hâlde cezalandırılan Uygurları…

Zorla, domuz eti yedirilip içki içirilen dindaşlarımızı…

Umutları, yarınları ellerinden alınan soylu bir milletin evlatlarını da yazsaydınız, anlatsaydınız…

Sözde iletişim çağında geride bıraktığı aile ve yakınlarıyla bağları kopartılan, bir şekilde görüştüğü tespit edilenlere soluğu toplama kamplarında aldırılan Doğu Türkistanlıları da yazsaydınız…

Çocukları kreş ve yatılı okullara kapatıldığı için aklı hep onlarda kalan anneleri de yazsaydınız, dile getirseydiniz…

İnanmadıkları Çin Komünist Partisi (ÇKP) ideolojisinin söylevlerini, marş ve şiirlerini ezberlemek zorunda bırakılan, bir dinmişçesine partinin liderlerine tazime zorlanan esirleri de söyleseydiniz…

Kısacası, Türk oldukları için Müslüman oldukları için, öz yurdunda kendi kimliği ile yaşamak istedikleri için asimilasyon ve soykırıma uğratılan Doğu Türkistan gerçeğini de ifade etseydiniz…

Söyleyemezsiniz…

Yazamazsınız…

Dile getiremezsiniz…

Ama biz size de bu zulmü reva görenlere de hakikatleri haykırmaya devam edeceğiz.

Ta ki yeniden Bağımsız Doğu Türkistan kurulana kadar…