.

Neden ısrarla yazıyoruz ve "kavram inşası" diyoruz?

Yazmak için okumak gerekiyor. Okudukça ne kadar az bildiğinizi fark ediyorsunuz. Bildikçe de sorumluluk ağır basıyor. Üstelik sizi, verilen mücadeleyi, ülkülerinizi başkaları dile getirirse korkunç anlam kaymalarına şahit oluyorsunuz.

İşte bu durum ağır bir yükü omuzlarınıza yüklüyor. Ve ülküleri; ülkücülerle, Türk milletiyle, Türk Dünyası ile ve insanlık ile buluşturma, mücadelenin geliştirilerek geleceğe aktarılması gerekiyordu.

Nitekim, "Sahibine Yazılar" ile başlayıp "Dolandım Peşinde Ülkü Adlı Yâr" diyerek yollara düşüldü.

Meselâ, "Kızılelma ve Başbuğ" ve "Kızılelma Kutsal Emanet" ile Alparslan Türkeş Ülküsünü, Ali Metin Tokdemi' in vefasını, "Türk'ün Tarihî Mefkûresi"ni, beraberinde "Emanet" kavramını diri tutma hedeflendi.

Kızılelma'nın Yenilmez Savaşçıları ( Alp Er Tunga, Tomris Han, Mete Han, Kür Şad, Kül Tigin) ile İslâmiyet öncesi Türk tarihini, Türk töresini işlemeye çalışırken, "Mühür" için Bilge Kağan ve Orhun yazıtlarına dikkat çekme gayesi vardı...

"Göktürkler" seti ile çocuklarımıza tarih şuurunu vermeye çalışırken " Bizim Hikâyelerimiz"le yaşanmış olaylardan Anadolu insanını ve değerlerimizi ifade etme kaygısı söz konusuydu. Beraberinde ilmî ve millî bir eğitim için "Köprü" kuruldu geleceği inşa etmek için...

Ama olmazsa olmazımız yaşam ve eylem tarzımızı ifade eden ülkücü mücadeleyi "Bizim Çocuklar" üzerinden dile getirilmeye çalışıldı. Ve o kuşak; vefayı, cefayı, beklentisiz bir koşuyu "Doksan Kuşağı"yla ilmek ilmek nakşetti tarihe...

Nitekim bu arzu beraberinde "Ülkücü Türk Milliyetçiliği Temel Kavramlar" adlı kitabı oluşturdu. Çünkü önüne gelen "Ülkücülük" tanımı yapıyordu. Ve bizce "Kavramlara yüklenen anlamlar masum değildi." İşte bu sebepten kavramlarımızı kendi temel kaynaklarımızdan ve geleceğe ait ülkülerimizden hareketle tanımlama yolu seçildi.

"Dünyanın neresinde bir Türk varsa o bizim ilgi alanımıza girer." ülküsü Kıbrıs'ta yazılan destanın Bozkurt'u, Rauf Denktaş'a "Toros" diyerek devletleşme mücadelesi "Türklüğün kalbine bırakıldı.

Nihayet kanayan yaramız Doğu Türkistan "Yer Kırmızı Gök Siyah" diye canhıraş bir feryat kopardı.

Sözün özü:
Yaşama gayemiz, ülkülerimizdir.
Yazmaktan muradımız da ülküleri gelecek nesile aynı şuur ile emanet edebiektir...